evrenin en debelenen yerindeyim

Mayıs 25

belki diyorum…

yine lafa ortasından daldım.

içimden düşündüm senaryoyu,
en güzel sahnesinde senaryonun
seninle olan konuşmamın girizgahı olarak belirledim.

belki diyorum,seni daha da sevebilirdim.
ben kimim.
cansız bedenin yerde güneşlenirken,
seni kremleme fikrinin marjinalliği üzerine
ahaliyle tartışan.
benim yerimde sen de olsan aynısını yapardın.
hassas insanlarız.

bilmemek,öğrenmemek değil de
koca denizin yanında on yıllarını geçirip
yüzmeyi değil,sadece suda çimmeyi öğrenmek.
işte bu ayıp.
sen bana öğretirsin değil mi
kremleriz birbirimizi,
kendimi salarım suyun kaldırma kuvvetine.

arşimet’in gözleri yaşardı.




senden sonra yüzmeyi unutursam,
işte bu da benim topluma yaptığım ayıp.

Mayıs 21

plüton

platonik aşkların şehri burası.

kedinin ulaşamadığı ciğer de burada
mundar demediği de.

çok uzak değil hiçbirimize.
istanbul’da semt değiştirmektense,
şehir değiştirmek daha kolay diyenler de yok değil burada.

burası hayal ettiğimiz yer,
bulunmak,var olmak istediğimiz de değil.

ütopyalarınızı yıkın,güzel olan o değil.
bu şehir güzel değil.
bu gezegende değil bu şehir.

yıkın tabularınızı,uzaklaşmayın kendinizden.
idealleriniz olmasın.
anı yaşamayın.
geleceği düşünmeyin.
kadere değil kendinize,
tanrıya,kitaba,peygambere,meleğe,iyi düşünceye değil.
inancınız kendinize olsun.
her insan kendisinin tanrısı olsun.

apolitik nesillere kin beslemeyin,
onların böyle olmasına neden olan konjüktürlere saldırın.
bileğinizi kesseniz kırmızı,sarı,lacivert,siyah,beyaz değil;
anarşi aksın.

üzülün plütona,aya,marsa.
üzülün korsana muhtaçlara.
üzülün korsana muhtaç edenlere.
üzülmeyin?

ezilenler kavramı için savaşın.
plüton tekrar gezegen olsun diye savaşın.
silahlanmaya,teröre karşı savaşın.
aptal beyinlerle savaşın.
soykırımı bedenlere değil,beyinler için olunca mübah oluncaya kadar savaşın.

savaş olmasa barış.
üzülmek olmasa sevinmek.
biber olmasa gaz.
tazyik olmasa su.
olumlu olmasa olumsuz olmaz diyenlere kafa atın.
atın avratın silahın konuşulduğu topraklarda değil bu şehir.

kadınlar egemen değil,erkekler egemen değil.
kayıtsız şartsız kimsenin değil bu şehir.
sahiplik de yok,aitlik de yok.
salın düşüncelerinizi,savaştırın fikirlerinizi
hoş geldiniz,burası metonya.
olur da bir gün kayarsa aklınız bir şehre orası burası değil.
haritada gösteremeyeceksiniz anlaşılan.
yer bildirimine göre de değil.

üzülün plütona.

ah be plüton,ah.
hepimizin sonu senin gibi,
ya yok sayılacağız
ya yok olacağız.

varlığın tüm varlığımıza armağan olsundu.



Mayıs 11

“Bir şey ne kadar saçma olursa olsun, defalarca tekrar edilirse insanlar ona inanır”

Mayıs 01

Doğum günülü yazı.

Bugün benim doğum günüm.Bugün işçinin emekçinin bayramı.Bugün hiçbir zaman kabul etmediğim bir tabir olan ‘ezilen’lerin haykırma günü.Ezilen kavramının yok edilmesi için uğraştığımız gün.

Doğum günü insanın değerli hissetmek istediği bir gün.İnsan bir gün de olsa değerli olmak ister.Annesi,babası,kardeşi,sevgilisi,arkadaşı insanın her gününü değerli kılabilir tabi.o zaman şans sizin yüzünüze gülmüş demektir.BİNGO,piyango size çıktı.Piyangonun maddiyatlısı geçici hazlar verir bitebilir.Manevi piyango vurmuşsa eğer size daha demin dediğim gibi,geçse de hazzı kalır.Düşündükçe o yüz güler.Hüznü bile tatlı kılar.Benim piyangom buydu.Piyangoyu kazanmamı sağlayanlara teşekkür etsem gülünç kaçar diye,onlara buradan sarılıyorum.En güzel teşekkürüm bu olursize.

                İşçi emekçi abilerim de bir gün değerli hissetmek istediler.1 Mayıs’ta işçinin emekçinin evrensel boyutta kutladığı bu bayramda biraz değerli hissetmek istediler.Lakin ne kadar değer verdiklerini gösterdiler.Şehit verdikleri yoldaşlarının anısına Taksim dediler,sermayenin konağı olmasın diye Taksim,direttiler.30 metre çukurlarının risk olmadığını,yoldaşlarının arkadaşlarının sağlığını düşünmeksizin Taksim diye değil,şartlar olgunlaşıp Taksim olabilir,halayımıza,sloganlarımıza,ruhumuza,bedenimize yetecek kadar yer var diye Taksim dediler.Yok dedi patron,siktirin gidin orada bağırın.Diretirseniz Taksim diye belanızı sikerim dediler.Hayatı durdururuz.Ulaşım yollarınızı,nefes yollarınızı tıkarız,canınızı yakarız dediler.Çalışma yüzünden karşı çıkanlar bile olayın niye istenmediğini daha net algıladı.Bir daha taksim yok alt metnini anladı herkes.Anlamak isteyen herkes.Onlar da gitti.

                Ben doğum günümü kutlamak istediğim yerde kutlayamadım.İlk defa götümün üzeirne oturdum.Twitterdan okudum,gazetecilerden takip ettim,televizyondan izledim.Çok güzel küfürler biliyordum ama etmedim çünkü yetmediler.Dövündüm,sinirlendim.Saldıran kuvvetlerin sadist tavırlarına anlam veremeden takip ettim.Yaşama hakkını isteyen,rahat ve özgür bir nefes almanın çılgın ve marjinal bir davranış biçimi olmadığını algılayamayan kesime karşılık yürüyen insanlara karşı olan tavrı anlayamadım.Biber gazı sıkmayın yeterince duygusal insanlarız zaten diye bağırmak istedim emrahın kitabındaki karakter gibi.Mazoşişt değildi oraya gidenlerin hiçbiri.Bedenler acıyabilir,geçer.Ruhlar acımasın diye gitti oraya herkes.Tutuklanma,mimlenme,işkence göze alınıp gidildi.mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele demiş ya nazım,pinekleyenlere demiş.gidenlere laf atanlara demiş.12 saat değil de,8 saat çalışıyorsan eğer bugün,şuanki emperyalist amerikada ölen 1200 işçinin direnişidir buna sebep.onların bedeni toprağa doğaya esir oldu belki,ama direnişleri ruhlarının teslimiyetine izin vermedi.Bugün taksim dayatılıyorsa hala,bu yüzden.yürüyorsak,haykırıyorsak her gün temel haklar için.Sosyalizm,anarşizm,liberalizm,komünizm,cumhuriyet derdinde değilim.çifçi amcam teyzem şekli bozuk domatesini sana gülümseyerek ikram ettiğinde o domatesin tadına var istiyorum.hormonlu domatesin şekline kanma istiyorum.hakkını isteyen insanların yanında,hakkı esirgeyenler ezilen olsun istiyorum.ezilen kelimesini sadece bu tabirde seviyorum.
böyle bi günde doğduğum için gurur duyuyorum.iyi ki ana rahminden 9 ay 15 günden daha fazla beklemişim de 1 mayısta çıkmak istemişim.ailemin emeğin değerini öğrettiği için tekekkür ediyorum.emek olmadan yemek olmazı öğrendiğim için teşekkür ediyorum.emeğe saygısı olmayanların,yaşamını sağladığı şeyleri bu emekçi amcaların abilelerin ablaların teyzelerin annelerin babalarının sağladığını nasıl unuttuklarını,düşünmeyişlerine ifrit oluyorum.hak isteyenlerin direnişine destek için osuruğununuzu absorbe eden öksürüğünüzün desibeli kadar çıkmayacaksa sesiniz ,bir gün hakkınız alınsın isterim.

Önce özür dilerim ve değerli olduğumu bir şekilde hissettirdiğiniz için hepinizin varlığına teşekkür ederim.Doğum günümden ziyade verdiğiniz her emeğin günü bugün,emeğinizin bayramı kutlu olsun.

şiirler yazıyorum diyemem ama okuyorum.
turgut uyar okudum.
cemal süreya okudum,
orhan,ece,nazım da okudum elbet.

tevrat,incil,zebur,
esirgeyen ve bağışlayan allah’ın adıyla da okudum.

dinden çıktım.

kendimi,kendisini,kendilerini,anamı,gardaşımı;
ağacı,doğayı,çiçeği,böceği okudum.
göğü okudum,bulutları,rüzgarı,güneşi.

en son ellerini tutup gözlerini okudum.
ne büyük nimetmiş,sevgilinin gözlerinde sevildiğini okumak.

ekstra heyecanlarımız yok belki.
uğur böceği konsa elimize,
arı turlasa dört bir yanımızda şarkısını da söylemeyiz.

sınırlarımız yerin tavanı olsa,
sevgimiz oralara da ulaşsa,
küçük mutluluklarımızı,büyük mutluluklara eş değer de yaşasak

realist temellendirmeler içeren şevk veren hayallerimizle 
her nefesimizi bir orgazm kıvamında yaşıyorsak hala

güzel okumuşuz sevgilim.

okumalık güzel duygulu yazı -

Ni 30

“ne yazabilirim diye hiç düşünmedim de,ne güzel yazdırdın yine be kadın diye aklımdan geçirmedim değil”

Ni 28

“sevilmeyince insan nasıl seveceğini bilir mi”

Ni 24

ben de bunları görünce tebrik ediyorum.

genelde gavur yazarlarda rastlaşıyorum.adam fizik,matematik kitabı yazıyor,optimizasyon teknikleri kitabı,istatistik kitabı yazıyor.karısına,çocuğuna,annesine falan teşekkür ediyor.pek hoş.

dolayısıyla

sinema beyaz perdedir.
beyaz cam televizyondur.

turizm bacasız sanayidir.
balık derya kuzusudur.
kömür kara elmastır.

futbol topu meşin yuvarlaktır.

kıbrıs yavru vatandır.
ulu önder atatürk,yavru kurt izcidir.

ormanlar kıralı aslan,
minik serçe sezen’dir.

dolaylamadan söyleyemem sevgilim.
hayat arkadaşı da eştir.

klişelerden kaçamadık ki biz de,seviştik.

“sevgi ile gündüz olur geceler 

 sevgi ile şiir olur heceler 
 mutluluğun yolu sevgiden geçer 
 hayat sevilince sevince güzel”

Ni 23

e senin görüntün,sesin,konuşman terapiymiş.
uzaklığın,sessizliğin dünyada ekonomik buhranlara sebebiyet veriyormuş.
savaşlara neden oluyormuş ilgisizliğin.
kıskançlığın dünya barışıymış,
sevgi sözcüklerin baharın nazlı çiceklerinin açılışı,gökkuşağı,bahar yağmuruymuş.

e senin varlığın benim için toz bulutuyken,
ben nerede yaşıyormuşum,
başka gezegenlerin uydusuymuşum.

ve astronot olma isteğimi şimdi kavrıyorum.

Ni 19

Anonim sordu: yaa kızlar neden hep böyle

SA kadınlar böyledirler.güzeldirler ama zehirleyerek öldürürler.

Ni 18

gizli özne yel

yaprakların yeşili de kendi de yerinde,
kış figürleriyle dans ediyorlar bu mevsimde.

tüylerini diken diken ediyor biliyorum karşılaşmamız
saç uçlarının buklesi salınışı heyecanından

avuç içlerimiz terlesin ellerimizin sıkılığından
uzun lafın kısası sevgili,
yaz gelsin diyorum.
terlerimiz karışsın,
gölgelere kaçalım,
her su içişimiz bir savaş olsun.

öpüşmemiz savaşları değil de
dilerim,
oksijenli solunumu durdurur.

Ni 17

(limonuseverim gönderdi)

Ni 04

”madrigal 1

ben ne kadar şey gördüm yaşadımsa onları anlatmayı
söz verdim sana.

1. sevgilim, durma beni öp ve kösnül ve peçeli kal öyle.
2. sonra oranı daha büyüt, ağzını yarı aç, içini uzun tut, kan aksın.
3. ve asılı ıslak bir çamaşır gibi gövdeni orda bırak, dinlensin.
4. hem her şey toprağın alanı gibi üçle çarpıla çarpıla çıkar biliyorsun.
5. ben ne kadar şey gördüm yaşadımsa onları anlatmayı söz verdim sana.
6. sen bu madrigali de öbürleri gibi o taç yaprağına tut, büyüt.


madrigal 2

dünyanın ilk günlerinden kalma bir güneşle gider gelirdiniz.

1. siz uğultulu ormanlar garip kuşlar yabanıl ırmaklardınız.
2. dünyanın ilk günlerinden kalma bir güneşle gider gelirdiniz.
3. ben büyük ağzın, boynun, yabanıl kokunla döner dururdum.
4. o onmaz tadı (neydi o?) düşündüm durdum her seferinde.
5. çürümüş rahimler gördüm ben bu yeryüzünde yalpalarken.
6. bütün gördüklerimi orda bırakıp kalktım sonra da.


madrigal 3

uzun uzun öpüşmeler sarılmalar diye bilirdik dünyayı.

1. gel otur bacaklarını aç, çok güzelsin çünkü ve bir şeftali gibi kokuyorsun.
2. `soframızda atlar, kocaman kuşlar, yangın merdivenleri, zebralar`…
3. gerimizde uslu tarih uslu coğrafya, adlarını bilmediğimiz ağaçlar.
4. sen topla ve dağıt saçlarını ve kapama kasıklarını, ıslak tut.
5. o gün dünyanın ikinci günündeydik bir sürü yağmur yağdırıp bıraktık.
6. uzun uzun öpüşmeler, sarılmalar diye bilirdik dünyayı.”

İlhan Berk